صٓ ۚ وَٱلْقُرْءَانِ ذِى ٱلذِّكْرِ
sad vel kur'ani ziz zikr
Sad. Öğüt veren Kuran'a and olsun ki, inkar edenler gurur ve ayrılık içindedirler.
Kaynakta 1–2. ayetlerde aynı meal yer alır; tek ayete özgü çeviri olarak değerlendirilmemelidir.
Arapça metni, Türkçe okunuşu ve Diyanet meali
Türkçe okunuş yardımcıdır; Arapça telaffuzun bütün özelliklerini karşılamaz.
صٓ ۚ وَٱلْقُرْءَانِ ذِى ٱلذِّكْرِ
sad vel kur'ani ziz zikr
Sad. Öğüt veren Kuran'a and olsun ki, inkar edenler gurur ve ayrılık içindedirler.
Kaynakta 1–2. ayetlerde aynı meal yer alır; tek ayete özgü çeviri olarak değerlendirilmemelidir.
بَلِ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ فِى عِزَّةٍ وَشِقَاقٍ
belillezine keferu fi ızzetin ve şikak
Sad. Öğüt veren Kuran'a and olsun ki, inkar edenler gurur ve ayrılık içindedirler.
Kaynakta 1–2. ayetlerde aynı meal yer alır; tek ayete özgü çeviri olarak değerlendirilmemelidir.
كَمْ أَهْلَكْنَا مِن قَبْلِهِم مِّن قَرْنٍ فَنَادَوا۟ وَّلَاتَ حِينَ مَنَاصٍ
kem ehlekna min kablihim min karnin fe nadev ve late hine menas
Onlardan önce nice nesilleri yok ettik. Feryat ediyorlardı; oysa artık kurtulma zamanı değildi.
وَعَجِبُوٓا۟ أَن جَآءَهُم مُّنذِرٌ مِّنْهُمْ ۖ وَقَالَ ٱلْكَـٰفِرُونَ هَـٰذَا سَـٰحِرٌ كَذَّابٌ
ve acibu en caehum munzirun minhum ve kalel kafirune haza sahırun kezzab
Aralarından bir uyarıcının gelmesine şaşmışlardı. İnkarcılar: "Bu, pek yalancı bir sihirbazdır; tanrıları tek bir tanrı mı yaptı? Doğrusu bu tuhaf bir şeydir" demişlerdi.
Kaynakta 4–5. ayetlerde aynı meal yer alır; tek ayete özgü çeviri olarak değerlendirilmemelidir.
أَجَعَلَ ٱلْـَٔالِهَةَ إِلَـٰهًا وَٰحِدًا ۖ إِنَّ هَـٰذَا لَشَىْءٌ عُجَابٌ
e cealel alihete ilahen vahıda inne haza le şey'un ucab
Aralarından bir uyarıcının gelmesine şaşmışlardı. İnkarcılar: "Bu, pek yalancı bir sihirbazdır; tanrıları tek bir tanrı mı yaptı? Doğrusu bu tuhaf bir şeydir" demişlerdi.
Kaynakta 4–5. ayetlerde aynı meal yer alır; tek ayete özgü çeviri olarak değerlendirilmemelidir.
وَٱنطَلَقَ ٱلْمَلَأُ مِنْهُمْ أَنِ ٱمْشُوا۟ وَٱصْبِرُوا۟ عَلَىٰٓ ءَالِهَتِكُمْ ۖ إِنَّ هَـٰذَا لَشَىْءٌ يُرَادُ
ventalekal meleu minhum enimşu vasbiru ala alihetikum inne haza le şey'un yurad
Onlardan ileri gelenler: "Yürüyün, tanrılarınıza bağlılıkta direnin, sizden istenen şüphesiz budur. Başka dinde de bunu işitmedik; bu ancak bir uydurmadır. Kuran, aramızda ona mı indirilmeliydi?" dediler. Hayır, bunlar Kuran'ımızdan şüphededirler. Hayır, azabımızı henüz tatmamışlardır.
Kaynakta 6–8. ayetlerde aynı meal yer alır; tek ayete özgü çeviri olarak değerlendirilmemelidir.
مَا سَمِعْنَا بِهَـٰذَا فِى ٱلْمِلَّةِ ٱلْـَٔاخِرَةِ إِنْ هَـٰذَآ إِلَّا ٱخْتِلَـٰقٌ
ma semi'na bi haza fil milletil ahıreh in haza illahtilak
Onlardan ileri gelenler: "Yürüyün, tanrılarınıza bağlılıkta direnin, sizden istenen şüphesiz budur. Başka dinde de bunu işitmedik; bu ancak bir uydurmadır. Kuran, aramızda ona mı indirilmeliydi?" dediler. Hayır, bunlar Kuran'ımızdan şüphededirler. Hayır, azabımızı henüz tatmamışlardır.
Kaynakta 6–8. ayetlerde aynı meal yer alır; tek ayete özgü çeviri olarak değerlendirilmemelidir.
أَءُنزِلَ عَلَيْهِ ٱلذِّكْرُ مِنۢ بَيْنِنَا ۚ بَلْ هُمْ فِى شَكٍّ مِّن ذِكْرِى ۖ بَل لَّمَّا يَذُوقُوا۟ عَذَابِ
e unzile aleyhiz zikru min beynina bel hum fi şekkin min zikri bel lemma yezuku azab
Onlardan ileri gelenler: "Yürüyün, tanrılarınıza bağlılıkta direnin, sizden istenen şüphesiz budur. Başka dinde de bunu işitmedik; bu ancak bir uydurmadır. Kuran, aramızda ona mı indirilmeliydi?" dediler. Hayır, bunlar Kuran'ımızdan şüphededirler. Hayır, azabımızı henüz tatmamışlardır.
Kaynakta 6–8. ayetlerde aynı meal yer alır; tek ayete özgü çeviri olarak değerlendirilmemelidir.
أَمْ عِندَهُمْ خَزَآئِنُ رَحْمَةِ رَبِّكَ ٱلْعَزِيزِ ٱلْوَهَّابِ
em indehum hazainu rahmeti rabbikel azizil vehhab
Yoksa, güçlü ve çok ihsan sahibi olan Rabbinin rahmet hazineleri onların yanında mıdır?
أَمْ لَهُم مُّلْكُ ٱلسَّمَـٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا ۖ فَلْيَرْتَقُوا۟ فِى ٱلْأَسْبَـٰبِ
em lehum mulkus semavati vel ardı ve ma beynehuma felyerteku fil esbab
Yahut, göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların hükümranlığı onların elinde midir? Öyle ise sebeplere tevessül edip göğe yükselsinler!
جُندٌ مَّا هُنَالِكَ مَهْزُومٌ مِّنَ ٱلْأَحْزَابِ
cundun ma hunalike mehzumun minel ahzab
Onlar burada takım takım bozguna uğramış perişan bir ordudur.
كَذَّبَتْ قَبْلَهُمْ قَوْمُ نُوحٍ وَعَادٌ وَفِرْعَوْنُ ذُو ٱلْأَوْتَادِ
kezzebet kablehum kavmu nuhın ve adun ve fir'avnu zul evtadi
Onlardan önce Nuh milleti, Ad, sarsılmaz bir saltanatın sahibi Firavun, Semud, Lut milleti, Eykeliler de peygamberleri yalanlamıştı. İşte bunlar da peygamberlerine karşı birleşen topluluklardır.
Kaynakta 12–13. ayetlerde aynı meal yer alır; tek ayete özgü çeviri olarak değerlendirilmemelidir.
وَثَمُودُ وَقَوْمُ لُوطٍ وَأَصْحَـٰبُ لْـَٔيْكَةِ ۚ أُو۟لَـٰٓئِكَ ٱلْأَحْزَابُ
ve semudu ve kavmu lutın ve ashabul eykeh ulaikel ahzab
Onlardan önce Nuh milleti, Ad, sarsılmaz bir saltanatın sahibi Firavun, Semud, Lut milleti, Eykeliler de peygamberleri yalanlamıştı. İşte bunlar da peygamberlerine karşı birleşen topluluklardır.
Kaynakta 12–13. ayetlerde aynı meal yer alır; tek ayete özgü çeviri olarak değerlendirilmemelidir.
إِن كُلٌّ إِلَّا كَذَّبَ ٱلرُّسُلَ فَحَقَّ عِقَابِ
i̇n kullun illa kezzeber rusule fe hakka ıkab
Hepsi peygamberleri yalanladı da azabımı hakettiler.
وَمَا يَنظُرُ هَـٰٓؤُلَآءِ إِلَّا صَيْحَةً وَٰحِدَةً مَّا لَهَا مِن فَوَاقٍ
ve ma yanzuru haulai illa sayhaten vahıdeten ma leha min fevak
Bunlar da ancak, bir an gecikmesi olmayan tek bir çığlık beklemektedirler.
وَقَالُوا۟ رَبَّنَا عَجِّل لَّنَا قِطَّنَا قَبْلَ يَوْمِ ٱلْحِسَابِ
ve kalu rabbena accil lena kıttana kable yevmil hisab
Onlar ise "Rabbimiz! Bizim payımızı hesap gününden önce ver" derler.
ٱصْبِرْ عَلَىٰ مَا يَقُولُونَ وَٱذْكُرْ عَبْدَنَا دَاوُۥدَ ذَا ٱلْأَيْدِ ۖ إِنَّهُۥٓ أَوَّابٌ
isbır ala ma yekulune vezkur abdena davude zel eyd innehu evvab
Onların söylediklerine sabret; güçlü kulumuz Davud'u an; o, daima Allah'a yönelirdi.
إِنَّا سَخَّرْنَا ٱلْجِبَالَ مَعَهُۥ يُسَبِّحْنَ بِٱلْعَشِىِّ وَٱلْإِشْرَاقِ
i̇nna sahharnel cibale meahu yusebbıhne bil aşiyyi vel işrak
Doğrusu Biz, akşam sabah onunla beraber tesbih eden dağları, kuşları da toplu halde onun buyruğu altına vermiştik. Her biri ona yönelmekteydi.
Kaynakta 18–19. ayetlerde aynı meal yer alır; tek ayete özgü çeviri olarak değerlendirilmemelidir.
وَٱلطَّيْرَ مَحْشُورَةً ۖ كُلٌّ لَّهُۥٓ أَوَّابٌ
vet tayre mahşureh kullun lehu evvab
Doğrusu Biz, akşam sabah onunla beraber tesbih eden dağları, kuşları da toplu halde onun buyruğu altına vermiştik. Her biri ona yönelmekteydi.
Kaynakta 18–19. ayetlerde aynı meal yer alır; tek ayete özgü çeviri olarak değerlendirilmemelidir.
وَشَدَدْنَا مُلْكَهُۥ وَءَاتَيْنَـٰهُ ٱلْحِكْمَةَ وَفَصْلَ ٱلْخِطَابِ
ve şededna mulkehu ve ateynahul hikmete ve faslel hıtab
Onun hükümranlığını kuvvetlendirmiştik. Ona hikmet ve kesin hüküm selahiyeti vermiştik.
۞ وَهَلْ أَتَىٰكَ نَبَؤُا۟ ٱلْخَصْمِ إِذْ تَسَوَّرُوا۟ ٱلْمِحْرَابَ
ve hel etake nebeul hasm iz tesevverul mihrab
Sana davacıların haberi ulaştı mı? Mabedin duvarına tırmanıp Davud'un yanına girmişlerdi de, o onlardan ürkmüştü. Şöyle demişlerdi: "Korkma, birbirinin hakkına tecavüz etmiş iki davacıyız; aramızda adaletle hükmet, ondan ayrılma, bizi doğru yola çıkar."
Kaynakta 21–22. ayetlerde aynı meal yer alır; tek ayete özgü çeviri olarak değerlendirilmemelidir.
إِذْ دَخَلُوا۟ عَلَىٰ دَاوُۥدَ فَفَزِعَ مِنْهُمْ ۖ قَالُوا۟ لَا تَخَفْ ۖ خَصْمَانِ بَغَىٰ بَعْضُنَا عَلَىٰ بَعْضٍ فَٱحْكُم بَيْنَنَا بِٱلْحَقِّ وَلَا تُشْطِطْ وَٱهْدِنَآ إِلَىٰ سَوَآءِ ٱلصِّرَٰطِ
i̇z dehalu ala davude fe fezia minhum kalu la tehaf hasmani beğa ba'duna ala ba'dın fahkum beynena bil hakkı ve la tuştıt vehdina ila sevais sırat
Sana davacıların haberi ulaştı mı? Mabedin duvarına tırmanıp Davud'un yanına girmişlerdi de, o onlardan ürkmüştü. Şöyle demişlerdi: "Korkma, birbirinin hakkına tecavüz etmiş iki davacıyız; aramızda adaletle hükmet, ondan ayrılma, bizi doğru yola çıkar."
Kaynakta 21–22. ayetlerde aynı meal yer alır; tek ayete özgü çeviri olarak değerlendirilmemelidir.
إِنَّ هَـٰذَآ أَخِى لَهُۥ تِسْعٌ وَتِسْعُونَ نَعْجَةً وَلِىَ نَعْجَةٌ وَٰحِدَةٌ فَقَالَ أَكْفِلْنِيهَا وَعَزَّنِى فِى ٱلْخِطَابِ
i̇nne haza ahi lehu tis'un ve tis'une na'ceten ve liye na'cetun vahidetun fe kale ekfilniha ve azzeni fil hıtab
"Bu kardeşimin doksan dokuz dişi koyunu, benim de bir tek dişi koyunum vardır; O'nu da bana ver dedi ve tartışmada beni yendi."
قَالَ لَقَدْ ظَلَمَكَ بِسُؤَالِ نَعْجَتِكَ إِلَىٰ نِعَاجِهِۦ ۖ وَإِنَّ كَثِيرًا مِّنَ ٱلْخُلَطَآءِ لَيَبْغِى بَعْضُهُمْ عَلَىٰ بَعْضٍ إِلَّا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَعَمِلُوا۟ ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ وَقَلِيلٌ مَّا هُمْ ۗ وَظَنَّ دَاوُۥدُ أَنَّمَا فَتَنَّـٰهُ فَٱسْتَغْفَرَ رَبَّهُۥ وَخَرَّ رَاكِعًا وَأَنَابَ ۩
kale lekad zalemeke bi suali na'cetike ila niacih ve inne kesiren minel huletai le yebği ba'duhum ala ba'dın illellezine amenu ve amilus salihati ve kalilun ma hum ve zanne davudu ennema fetennahu festağfere rabbehu ve harre rakian ve enab
Davud: "And olsun ki, senin dişi koyununu kendi dişi koyunlarına katmak istemekle sana haksızlıkta bulunmuştur. Doğrusu ortakçıların çoğu birbirlerinin haklarına tecavüz ederler. İnanıp yararlı iş işleyenler bunun dışındadır ki sayıları da ne kadar azdır!" demişti. Davud, Kendisini denediğimizi sanmıştı da, Rabbinden mağfiret dileyerek eğilip secdeye kapanmış, tevbe etmiş, Allah'a yönelmişti.
فَغَفَرْنَا لَهُۥ ذَٰلِكَ ۖ وَإِنَّ لَهُۥ عِندَنَا لَزُلْفَىٰ وَحُسْنَ مَـَٔابٍ
fe ğaferna lehu zalik ve inne lehu indena le zulfa ve husne meab
Böylece onu bağışlamıştık. Katımızda onun yakınlığı ve güzel bir geleceği vardır.
يَـٰدَاوُۥدُ إِنَّا جَعَلْنَـٰكَ خَلِيفَةً فِى ٱلْأَرْضِ فَٱحْكُم بَيْنَ ٱلنَّاسِ بِٱلْحَقِّ وَلَا تَتَّبِعِ ٱلْهَوَىٰ فَيُضِلَّكَ عَن سَبِيلِ ٱللَّهِ ۚ إِنَّ ٱلَّذِينَ يَضِلُّونَ عَن سَبِيلِ ٱللَّهِ لَهُمْ عَذَابٌ شَدِيدٌۢ بِمَا نَسُوا۟ يَوْمَ ٱلْحِسَابِ
ya davudu inna cealnake halifeten fil ardı fahkum beynen nasi bil hakkı ve la tettebiil heva fe yudılleke an sebilillah innellezine yadıllune an sebilillahi lehum azabun şedidun bi ma nesu yevmel hisab
Ey Davud! Seni şüphesiz yeryüzünde hükümran kıldık, o halde insanlar arasında adaletle hükmet, hevese uyma yoksa seni Allah'ın yolundan saptırır. Doğrusu, Allah'ın yolundan sapanlara, onlara, hesap gününü unutmalarına karşılık çetin azap vardır.
وَمَا خَلَقْنَا ٱلسَّمَآءَ وَٱلْأَرْضَ وَمَا بَيْنَهُمَا بَـٰطِلًا ۚ ذَٰلِكَ ظَنُّ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ ۚ فَوَيْلٌ لِّلَّذِينَ كَفَرُوا۟ مِنَ ٱلنَّارِ
ve ma halaknes semae vel arda ve ma beynehuma batıla zalike zannullezine keferu fe veylun lillezine keferu minen nar
Göğü, yeri ve ikisinin arasında bulunanları boşuna yaratmadık. Bunun boşuna olduğu, inkar edenlerin sanısıdır. Vay ateşe uğrayacak inkarcıların haline!
أَمْ نَجْعَلُ ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَعَمِلُوا۟ ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ كَٱلْمُفْسِدِينَ فِى ٱلْأَرْضِ أَمْ نَجْعَلُ ٱلْمُتَّقِينَ كَٱلْفُجَّارِ
em nec'alullezine amenu ve amilus salihati kel mufsidine fil ardı em nec'alul muttekine kel fuccar
Yoksa, inanıp yararlı iş işleyenleri, yeryüzünde, bozguncular gibi mi tutarız? Yoksa, Allah'a karşı gelmekten sakınanları yoldan çıkanlar gibi mi tutarız?
كِتَـٰبٌ أَنزَلْنَـٰهُ إِلَيْكَ مُبَـٰرَكٌ لِّيَدَّبَّرُوٓا۟ ءَايَـٰتِهِۦ وَلِيَتَذَكَّرَ أُو۟لُوا۟ ٱلْأَلْبَـٰبِ
kitabun enzelnahu ileyke mubarekun li yeddebberu ayatihi ve li yetezekkere ulul elbab
Sana indirdiğimiz bu Kitap mübarektir; ayetlerini düşünsünler, aklı olanlar da öğüt alsınlar.
وَوَهَبْنَا لِدَاوُۥدَ سُلَيْمَـٰنَ ۚ نِعْمَ ٱلْعَبْدُ ۖ إِنَّهُۥٓ أَوَّابٌ
ve vehebna li davude suleyman ni'mel abd innehu evvab
Davud'a Süleyman'ı bahşettik; o ne güzel bir kuldu! Doğrusu o daima Allah'a yönelirdi.
إِذْ عُرِضَ عَلَيْهِ بِٱلْعَشِىِّ ٱلصَّـٰفِنَـٰتُ ٱلْجِيَادُ
i̇z urıda aleyhi bil aşiyyis safinatul ciyad
Ona bir akşam üstü, çalımlı, cins koşu atları sunulmuştu.
فَقَالَ إِنِّىٓ أَحْبَبْتُ حُبَّ ٱلْخَيْرِ عَن ذِكْرِ رَبِّى حَتَّىٰ تَوَارَتْ بِٱلْحِجَابِ
fe kale inni ahbebtu hubbel hayri an zikri rabbi hatta tevaret bil hıcab
Süleyman: "Doğrusu ben bu iyi malları, Rabbimi anmayı sağladıkları için severim" demişti. Koşup, toz perdesi arkasında kayboldukları zaman: "onları bana getirin" dedi. Bacaklarını ve boyunlarını sıvazlamaya başlamıştı.
Kaynakta 32–33. ayetlerde aynı meal yer alır; tek ayete özgü çeviri olarak değerlendirilmemelidir.
رُدُّوهَا عَلَىَّ ۖ فَطَفِقَ مَسْحًۢا بِٱلسُّوقِ وَٱلْأَعْنَاقِ
rudduha aleyy fe tafika meshan bis sukı vel a'nak
Süleyman: "Doğrusu ben bu iyi malları, Rabbimi anmayı sağladıkları için severim" demişti. Koşup, toz perdesi arkasında kayboldukları zaman: "onları bana getirin" dedi. Bacaklarını ve boyunlarını sıvazlamaya başlamıştı.
Kaynakta 32–33. ayetlerde aynı meal yer alır; tek ayete özgü çeviri olarak değerlendirilmemelidir.
وَلَقَدْ فَتَنَّا سُلَيْمَـٰنَ وَأَلْقَيْنَا عَلَىٰ كُرْسِيِّهِۦ جَسَدًا ثُمَّ أَنَابَ
ve lekad fetenna suleymane ve elkayna ala kursiyyihi ceseden summe enab
And olsun ki Süleyman'ı denedik, hükümranlığını zayıf düşürdük; sonra eski haline döndü.
قَالَ رَبِّ ٱغْفِرْ لِى وَهَبْ لِى مُلْكًا لَّا يَنۢبَغِى لِأَحَدٍ مِّنۢ بَعْدِىٓ ۖ إِنَّكَ أَنتَ ٱلْوَهَّابُ
kale rabbiğfir li veheb li mulken la yenbaği li ehadin min ba'di inneke entel vehhab
Süleyman: "Rabbim! Beni bağışla, bana benden sonra kimsenin ulaşamayacağı bir hükümranlık ver; Sen şüphesiz, daima bağışta bulunansın" dedi.
فَسَخَّرْنَا لَهُ ٱلرِّيحَ تَجْرِى بِأَمْرِهِۦ رُخَآءً حَيْثُ أَصَابَ
fe sehharna lehur riha tecri bi emrihi ruhaen haysu esab
Bunun üzerine Biz de, istediği yere onun buyruğu ile kolayca giden rüzgarı, bina kuran ve dalgıçlık yapan şeytanları, demir halkalarla bağlı diğerlerini onun buyruğu altına verdik.
Kaynakta 36–38. ayetlerde aynı meal yer alır; tek ayete özgü çeviri olarak değerlendirilmemelidir.
وَٱلشَّيَـٰطِينَ كُلَّ بَنَّآءٍ وَغَوَّاصٍ
veş şeyatine kulle bennain ve ğavvasın
Bunun üzerine Biz de, istediği yere onun buyruğu ile kolayca giden rüzgarı, bina kuran ve dalgıçlık yapan şeytanları, demir halkalarla bağlı diğerlerini onun buyruğu altına verdik.
Kaynakta 36–38. ayetlerde aynı meal yer alır; tek ayete özgü çeviri olarak değerlendirilmemelidir.
وَءَاخَرِينَ مُقَرَّنِينَ فِى ٱلْأَصْفَادِ
ve aharine mukarrenine fil asfad
Bunun üzerine Biz de, istediği yere onun buyruğu ile kolayca giden rüzgarı, bina kuran ve dalgıçlık yapan şeytanları, demir halkalarla bağlı diğerlerini onun buyruğu altına verdik.
Kaynakta 36–38. ayetlerde aynı meal yer alır; tek ayete özgü çeviri olarak değerlendirilmemelidir.
هَـٰذَا عَطَآؤُنَا فَٱمْنُنْ أَوْ أَمْسِكْ بِغَيْرِ حِسَابٍ
haza atauna femnun ev emsik bi ğayri hisab
"İşte Bizim bağışımız budur; ister ver, ister tut, hesapsızdır." dedik.
وَإِنَّ لَهُۥ عِندَنَا لَزُلْفَىٰ وَحُسْنَ مَـَٔابٍ
ve inne lehu ındena le zulfa ve husne meab
Doğrusu onun katımızda yakınlığı ve güzel bir istikbali vardır.
وَٱذْكُرْ عَبْدَنَآ أَيُّوبَ إِذْ نَادَىٰ رَبَّهُۥٓ أَنِّى مَسَّنِىَ ٱلشَّيْطَـٰنُ بِنُصْبٍ وَعَذَابٍ
vezkur abdena eyyub iz nada rabbehu enni messeniyeş şeytanu bi nusbin ve azab
Kulumuz Eyyub'u da an; Rabbine: "Doğrusu şeytan bana yorgunluk ve azap verdi" diye seslenmişti.
ٱرْكُضْ بِرِجْلِكَ ۖ هَـٰذَا مُغْتَسَلٌۢ بَارِدٌ وَشَرَابٌ
urkud biriclik haza muğteselun baridun ve şerab
"Ayağını yere vur! İşte yıkanacak ve içilecek soğuk bir su" dedik.
وَوَهَبْنَا لَهُۥٓ أَهْلَهُۥ وَمِثْلَهُم مَّعَهُمْ رَحْمَةً مِّنَّا وَذِكْرَىٰ لِأُو۟لِى ٱلْأَلْبَـٰبِ
ve vehebna lehu ehlehu ve mislehum meahum rahmeten minna ve zikra li ulil elbab
Katımızdan bir rahmet ve akıl sahiplerine bir öğüt olmak üzere, ona tekrar ailesini ve geçmiş olanlarla bir mislini daha vermiştik.
وَخُذْ بِيَدِكَ ضِغْثًا فَٱضْرِب بِّهِۦ وَلَا تَحْنَثْ ۗ إِنَّا وَجَدْنَـٰهُ صَابِرًا ۚ نِّعْمَ ٱلْعَبْدُ ۖ إِنَّهُۥٓ أَوَّابٌ
ve huz bi yedike dığsen fadrıb bihi ve la tahnes inna vecednahu sabira ni'mel abd innehu evvab
"Ey Eyyub! Eline bir demet sap alıp onunla vur, yeminini bozma" demiştik. Doğrusu Biz onu sabırlı bulmuştuk. Ne iyi kuldu, daima Allah'a yönelirdi.
وَٱذْكُرْ عِبَـٰدَنَآ إِبْرَٰهِيمَ وَإِسْحَـٰقَ وَيَعْقُوبَ أُو۟لِى ٱلْأَيْدِى وَٱلْأَبْصَـٰرِ
vezkur ıbadena ibrahime ve ishaka ve ya'kube ulil eydi vel ebsar
Güçlü ve anlayışlı olan kullarımız İbrahim, İshak ve Yakub'u da an.
إِنَّآ أَخْلَصْنَـٰهُم بِخَالِصَةٍ ذِكْرَى ٱلدَّارِ
i̇nna ahlasnahum bi halisatin zikred dar
Biz onları ahiret yurdunu düşünen, içten bağlı kimseler kıldık.
وَإِنَّهُمْ عِندَنَا لَمِنَ ٱلْمُصْطَفَيْنَ ٱلْأَخْيَارِ
ve innehum ındena le minel mustafeynel ahyar
Doğrusu onlar katımızda seçkin, iyi kimselerdendirler.
وَٱذْكُرْ إِسْمَـٰعِيلَ وَٱلْيَسَعَ وَذَا ٱلْكِفْلِ ۖ وَكُلٌّ مِّنَ ٱلْأَخْيَارِ
vezkur ismaile velyesea ve zel kifl ve kullun minel ahyar
İsmail'i, Elyesa'ı, Zülkifl'i de an. Hepsi iyilerdendir.
هَـٰذَا ذِكْرٌ ۚ وَإِنَّ لِلْمُتَّقِينَ لَحُسْنَ مَـَٔابٍ
haza zikr ve inne lil muttekine le husne meab
İşte bu güzel bir anmadır. Doğrusu Allah'a karşı gelmekten sakınanlara güzel bir gelecek vardır.
جَنَّـٰتِ عَدْنٍ مُّفَتَّحَةً لَّهُمُ ٱلْأَبْوَٰبُ
cennati adnin mufettehaten le humul ebvab
Kapıları onlara açılmış Adn cennetleri vardır.
مُتَّكِـِٔينَ فِيهَا يَدْعُونَ فِيهَا بِفَـٰكِهَةٍ كَثِيرَةٍ وَشَرَابٍ
muttekine fiha yed'une fiha bi fakihetin kesiretin ve şerab
Orada tahtlara yaslanmış olarak türlü meyveler ve içecekler isterler.
۞ وَعِندَهُمْ قَـٰصِرَٰتُ ٱلطَّرْفِ أَتْرَابٌ
ve ındehum kasıratut tarfi etrab
Yanlarında, gözlerini eşlerine dikmiş yaşıt güzeller vardır.
هَـٰذَا مَا تُوعَدُونَ لِيَوْمِ ٱلْحِسَابِ
haza ma tuadune li yevmil hisab
İşte bu hesap günü için, size söz verilenlerdir.
إِنَّ هَـٰذَا لَرِزْقُنَا مَا لَهُۥ مِن نَّفَادٍ
i̇nne haza le rızkuna ma lehu min nefad
Doğrusu, verdiğimiz bu rızıklar tükenecek değildir.
هَـٰذَا ۚ وَإِنَّ لِلطَّـٰغِينَ لَشَرَّ مَـَٔابٍ
haza ve inne lit tağıyne le şerre meab
Bu böyle; ama azgınlara kötü bir gelecek vardır.
جَهَنَّمَ يَصْلَوْنَهَا فَبِئْسَ ٱلْمِهَادُ
cehennem yaslevneha fe bi'sel mihad
Cehenneme girerler; ne kötü bir konaktır!
هَـٰذَا فَلْيَذُوقُوهُ حَمِيمٌ وَغَسَّاقٌ
haza fel yezukuhu hamiymun ve ğassak
İşte bu kaynar su ve irindir, artık onu tatsınlar.
وَءَاخَرُ مِن شَكْلِهِۦٓ أَزْوَٰجٌ
ve aharu min şeklihi ezvac
Bunlara benzer daha başkaları da vardır...
هَـٰذَا فَوْجٌ مُّقْتَحِمٌ مَّعَكُمْ ۖ لَا مَرْحَبًۢا بِهِمْ ۚ إِنَّهُمْ صَالُوا۟ ٱلنَّارِ
haza fevcun muktehımun meakum la merhaben bihim innehum salun nar
(İnkarcıların ileri gelenlerine denir ki;) "İşte şunlar sizinle beraber girecek olanlardır." (Derler ki;) "Onlar rahat yüzü görmesin. Behemehal ateşe gireceklerdir"
قَالُوا۟ بَلْ أَنتُمْ لَا مَرْحَبًۢا بِكُمْ ۖ أَنتُمْ قَدَّمْتُمُوهُ لَنَا ۖ فَبِئْسَ ٱلْقَرَارُ
kalu bel entum la merhaben bikum entum kaddemtumuhu lena febi'sel karar
(Onlara uyanlar;) "Hayır, asıl siz rahat yüzü görmeyin; bunu başımıza getiren sizsiniz; ne kötü bir duraktır!" derler.
قَالُوا۟ رَبَّنَا مَن قَدَّمَ لَنَا هَـٰذَا فَزِدْهُ عَذَابًا ضِعْفًا فِى ٱلنَّارِ
kalu rabbena men kaddeme lena haza fe zidhu azaben dı'fen fin nar
"Rabbimiz! Bunu kim başımıza getirdiyse, ateşte onun azabını kat kat artır" derler.
وَقَالُوا۟ مَا لَنَا لَا نَرَىٰ رِجَالًا كُنَّا نَعُدُّهُم مِّنَ ٱلْأَشْرَارِ
ve kalu ma lena la nera ricalen kunna neudduhum minel eşrar
Şöyle derler: "Kendilerini dünyada iken kötü saydığımız kimseleri burada niçin görmüyoruz?"
أَتَّخَذْنَـٰهُمْ سِخْرِيًّا أَمْ زَاغَتْ عَنْهُمُ ٱلْأَبْصَـٰرُ
ettehaznahum sıhriyyen em zağat anhumul ebsar
"Onları alaya alırdık; yoksa şimdi gözlere görünmezler mi?"
إِنَّ ذَٰلِكَ لَحَقٌّ تَخَاصُمُ أَهْلِ ٱلنَّارِ
i̇nne zalike le hakkun tehasumu ehlin nar
İşte cehennemliklerin bu şekilde tartışması gerçektir.
قُلْ إِنَّمَآ أَنَا۠ مُنذِرٌ ۖ وَمَا مِنْ إِلَـٰهٍ إِلَّا ٱللَّهُ ٱلْوَٰحِدُ ٱلْقَهَّارُ
kul innema ene munzirun ve ma min ilahin ilallahul vahıdul kahhar
De ki: "Ben sadece bir uyarıcıyım. Gücü her şeye yeten tek Allah'tan başka tanrı yoktur."
رَبُّ ٱلسَّمَـٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا ٱلْعَزِيزُ ٱلْغَفَّـٰرُ
rabbus semavati vel ardı ve ma beynehumel azizul ğaffar
"Göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların Rabbi, güçlüdür, çok bağışlayandır."
قُلْ هُوَ نَبَؤٌا۟ عَظِيمٌ
kul huve nebeun azimun
De ki: "Bu Kuran büyük bir haberdir, ama siz ondan yüz çeviriyorsunuz."
Kaynakta 67–68. ayetlerde aynı meal yer alır; tek ayete özgü çeviri olarak değerlendirilmemelidir.
أَنتُمْ عَنْهُ مُعْرِضُونَ
entum anhu mu'ridun
De ki: "Bu Kuran büyük bir haberdir, ama siz ondan yüz çeviriyorsunuz."
Kaynakta 67–68. ayetlerde aynı meal yer alır; tek ayete özgü çeviri olarak değerlendirilmemelidir.
مَا كَانَ لِىَ مِنْ عِلْمٍۭ بِٱلْمَلَإِ ٱلْأَعْلَىٰٓ إِذْ يَخْتَصِمُونَ
ma kane liye min ilmin bil meleil a'la iz yahtesımun
"Onlar tartışırlarken Melei Ala'daki bu olanlar hakkında bir bilgim yoktu."
إِن يُوحَىٰٓ إِلَىَّ إِلَّآ أَنَّمَآ أَنَا۠ نَذِيرٌ مُّبِينٌ
i̇n yuha ileyye illa ennema ene nezirun mubin
"Bana sadece vahyolunuyor; doğrusu ben ancak apaçık bir uyarıcıyım."
إِذْ قَالَ رَبُّكَ لِلْمَلَـٰٓئِكَةِ إِنِّى خَـٰلِقٌۢ بَشَرًا مِّن طِينٍ
i̇z kale rabbuke lil melaiketi inni halikun beşeren min tin
Rabbin meleklere şöyle demişti: "Ben çamurdan bir insan yaratacağım. Onu yapıp ruhumdan ona üflediğim zaman ona secdeye kapanın."
Kaynakta 71–72. ayetlerde aynı meal yer alır; tek ayete özgü çeviri olarak değerlendirilmemelidir.
فَإِذَا سَوَّيْتُهُۥ وَنَفَخْتُ فِيهِ مِن رُّوحِى فَقَعُوا۟ لَهُۥ سَـٰجِدِينَ
fe iza sevveytuhu ve nefahtu fihi min ruhi fe kau lehu sacidin
Rabbin meleklere şöyle demişti: "Ben çamurdan bir insan yaratacağım. Onu yapıp ruhumdan ona üflediğim zaman ona secdeye kapanın."
Kaynakta 71–72. ayetlerde aynı meal yer alır; tek ayete özgü çeviri olarak değerlendirilmemelidir.
فَسَجَدَ ٱلْمَلَـٰٓئِكَةُ كُلُّهُمْ أَجْمَعُونَ
fe secedel melaiketu kulluhum ecmaun
Bütün melekler secde etmişlerdi, fakat İblis; o, büyüklük taslamış ve inkarcılardan olmuştu.
Kaynakta 73–74. ayetlerde aynı meal yer alır; tek ayete özgü çeviri olarak değerlendirilmemelidir.
إِلَّآ إِبْلِيسَ ٱسْتَكْبَرَ وَكَانَ مِنَ ٱلْكَـٰفِرِينَ
i̇lla iblis istekbere ve kane minel kafirin
Bütün melekler secde etmişlerdi, fakat İblis; o, büyüklük taslamış ve inkarcılardan olmuştu.
Kaynakta 73–74. ayetlerde aynı meal yer alır; tek ayete özgü çeviri olarak değerlendirilmemelidir.
قَالَ يَـٰٓإِبْلِيسُ مَا مَنَعَكَ أَن تَسْجُدَ لِمَا خَلَقْتُ بِيَدَىَّ ۖ أَسْتَكْبَرْتَ أَمْ كُنتَ مِنَ ٱلْعَالِينَ
kale ya iblisu ma meneake en tescude lima halaktu bi yedeyy estekberte em kunte minel alin
Allah: "Ey İblis, ellerimle (kudretimle) yarattığıma secde etmekten seni alıkoyan nedir? Böbürlendin mi? Yoksa gururlananlardan mısın?" dedi.
قَالَ أَنَا۠ خَيْرٌ مِّنْهُ ۖ خَلَقْتَنِى مِن نَّارٍ وَخَلَقْتَهُۥ مِن طِينٍ
kale ene hayrun minh halakteni min narin ve halaktehu min tin
İblis: "Ben ondan daha üstünüm. Beni ateşten yarattın, onu çamurdan yarattın" dedi.
قَالَ فَٱخْرُجْ مِنْهَا فَإِنَّكَ رَجِيمٌ
kale fahruc minha fe inneke recim
Allah: "Defol oradan, sen artık kovulmuş birisin. Din (kıyamet/ceza) gününe kadar lanetim senin üzerinedir" dedi.
Kaynakta 77–78. ayetlerde aynı meal yer alır; tek ayete özgü çeviri olarak değerlendirilmemelidir.
وَإِنَّ عَلَيْكَ لَعْنَتِىٓ إِلَىٰ يَوْمِ ٱلدِّينِ
ve inne aleyke la'neti ila yevmid din
Allah: "Defol oradan, sen artık kovulmuş birisin. Din (kıyamet/ceza) gününe kadar lanetim senin üzerinedir" dedi.
Kaynakta 77–78. ayetlerde aynı meal yer alır; tek ayete özgü çeviri olarak değerlendirilmemelidir.
قَالَ رَبِّ فَأَنظِرْنِىٓ إِلَىٰ يَوْمِ يُبْعَثُونَ
kale rabbi fe enzırni ila yevmi yub'asun
"Rabbim! Dirilecekleri güne kadar beni (canımı almayı) ertele" dedi.
قَالَ فَإِنَّكَ مِنَ ٱلْمُنظَرِينَ
kale fe inneke minel munzarin
Allah: "Sen bilinen güne kadar erteye bırakılanlardansın" dedi.
Kaynakta 80–81. ayetlerde aynı meal yer alır; tek ayete özgü çeviri olarak değerlendirilmemelidir.
إِلَىٰ يَوْمِ ٱلْوَقْتِ ٱلْمَعْلُومِ
i̇la yevmil vaktil ma'lum
Allah: "Sen bilinen güne kadar erteye bırakılanlardansın" dedi.
Kaynakta 80–81. ayetlerde aynı meal yer alır; tek ayete özgü çeviri olarak değerlendirilmemelidir.
قَالَ فَبِعِزَّتِكَ لَأُغْوِيَنَّهُمْ أَجْمَعِينَ
kale fe bi izzetike le uğviyennehum ecmain
İblis: "Senin kudretine and olsun ki, onlardan, sana içten bağlı olan kulların bir yana, hepsini azdıracağım" dedi.
Kaynakta 82–83. ayetlerde aynı meal yer alır; tek ayete özgü çeviri olarak değerlendirilmemelidir.
إِلَّا عِبَادَكَ مِنْهُمُ ٱلْمُخْلَصِينَ
i̇lla ibadeke minhumul muhlasin
İblis: "Senin kudretine and olsun ki, onlardan, sana içten bağlı olan kulların bir yana, hepsini azdıracağım" dedi.
Kaynakta 82–83. ayetlerde aynı meal yer alır; tek ayete özgü çeviri olarak değerlendirilmemelidir.
قَالَ فَٱلْحَقُّ وَٱلْحَقَّ أَقُولُ
kale fel hakku vel hakka ekul
Allah: "Doğrudur; işte Ben hakikati söylüyorum, sen ve sana uyanların hepsiyle cehennemi dolduracağım" dedi.
Kaynakta 84–85. ayetlerde aynı meal yer alır; tek ayete özgü çeviri olarak değerlendirilmemelidir.
لَأَمْلَأَنَّ جَهَنَّمَ مِنكَ وَمِمَّن تَبِعَكَ مِنْهُمْ أَجْمَعِينَ
le emleenne cehenneme minke ve mimmen tebiake minhum ecmain
Allah: "Doğrudur; işte Ben hakikati söylüyorum, sen ve sana uyanların hepsiyle cehennemi dolduracağım" dedi.
Kaynakta 84–85. ayetlerde aynı meal yer alır; tek ayete özgü çeviri olarak değerlendirilmemelidir.
قُلْ مَآ أَسْـَٔلُكُمْ عَلَيْهِ مِنْ أَجْرٍ وَمَآ أَنَا۠ مِنَ ٱلْمُتَكَلِّفِينَ
kul ma es'elukum aleyhi min ecrin ve ma ene minel mutekellifin
De ki: "Buna karşılık sizden bir ücret istemiyorum. Kendiliğimden bir şey iddia eden kimselerden de değilim."
إِنْ هُوَ إِلَّا ذِكْرٌ لِّلْعَـٰلَمِينَ
i̇n huve illa zikrun lil alemin
"Bu Kuran, ancak dünyalar için bir öğüttür."
وَلَتَعْلَمُنَّ نَبَأَهُۥ بَعْدَ حِينٍۭ
ve le talemunne nebeehu ba'de hin
"Onun verdiği haberin doğruluğunu bir zaman sonra öğreneceksiniz."
Yorumlar ve cevaplar
Yorumlar kaynak metnin parçası değildir. Adınız ve yorumunuz, yönetici onayından sonra herkese açık görünür. Kişisel iletişim bilgisi paylaşmayın.
Henüz onaylanmış yorum yok.